Mustafa AYDIN

Taşkın TUNA Fizik Yüksek Mühendisi, Araştırmacı, Yazar-Röportaj

M.A.- İnsanoğlu, kâinat hakkında çok şey biliyor. Neyi bilmediğimizi bilmemiz mümkün değil. Fakat insanoğlu, bildiklerinden yola çıkarak daha neleri öğrenebileceğinin imkân ve ihtimal dâhilinde olabileceğini tahmin edebilir. Öğreneceklerimiz hayatımızı nasıl etkileyecek ve neleri değiştirecek?
T.T. – Gerçekten son 50-60 yıldır bilim ve teknolojide atılan adımlar ve keşifler, tüm insanlık tarihinde kaydedilmiş tüm bilimsel buluşların, kemiyet ve keyfiyet olarak çok üstündedir. Daha çok bilinmeyenlerimiz var. Zaten işin sonuna gelseydik, bilim biterdi ki o zaman da Yüce Yaratıcının sonsuz ilmine ters düşerdik. Bence fiziğin üzerinde durduğu en önemli konular bugün için; boyut kavramı, parçacık fiziği ve kuantum teoremi ile izafiyet teorisini birleştirme çabalarıdır. Buna “Her Şeyin Teorisi” adını veriyorlar. (Theory of Everthing TOE)
M.A. – ‘Tabiatta en normal olarak kabul edilen olgu, anormal olayların olmasıdır.’ deniliyor. Bunca anormalliklere rağmen sistemin aksamadan işlemesinin anlaşılabilir bir açıklaması mutlaka olmalı.
T.T.- Bu tanımı daha çok Meteorolojiden verirler. Derler ki. “Meteorolojide en normal şey havaların anormal gitmesidir.” Bu yargı tastamam doğrudur. Evrende anormallik yoktur, sadece bir çeşit “dalgalanma” vardır. Tıpkı sosyal olaylarda olduğu gibi. Yıldızlar parlar, sonra söner.


Evren genişler ve soğur..Ağaçlar meyve verdikten sonra ölürler. Azgın sulardan sonra her taraf yemyeşil bitkiler ve rengarenk çiçeklerle süslenir. Mevlana ne der bilir misiniz? “Bulutlar ağlamazsa yeşillikler nasıl güler?” Ancak sürekli olarak ağlamak yoktur. Tıpkı devamlı olarak gülme olmayacağı gibi. Tam bir dalgalanma!
M.A. – Tabiattaki bâzı olumsuzluklar, insanoğlu’nun kendi hatâlarının ürünü. En azından, hangi hataların işlenmesi halinde hangi olumsuzlukların yaşanacağı biliniyor. Bu bilgileri kullanma ferâseti Cenab-ı Allah’ın biz kullarına verdiği en büyük nimet olsa gerek. Öyle değil mi?
T.T. – Çok doğru! Eğer siz yerleşim alanlarını nehir kenarlarında inşa eder, toprak kaymasının olacağı yerlere gecekondu yapar, deprem bölgesine dayanıksız evler yerleştirirseniz bu, “Sünnetullaha” karşı gelmek olmaz da ne olur? Sünnetullah; Evren yasalarıdır ve bilindiği gibi bu yasalarda asla ve asla değişiklik olmaz! Yüzme bilmeyenin denizde boğacağı gibi.
M.A. – Çevre hakkında neler söyleyeceksiniz? Cenab-ı Allah bize tertemiz bir çevre verdi. Onu biz kirletiyoruz. Kirli çevrelerde temiz insanlar yetişemeyeceğine göre, insanoğlu da giderek kirleniyor. Gidişin sonunu nasıl görüyorsunuz?
T.T. – Havanın Karbondioksit gazı ile kirlenmesi küresel ısınma veya iklim değişikliği denilen bir sorunu da beraberinde getiriyor. 7 milyarlık dünya nüfusu; temiz hava, temiz gıda ve temiz su istiyor ama, bir taraftan da insanlık enerjiye, eğitime, sağlığa ve teknolojiye ayak uydurmak zorunda. He şeyde olduğu gibi bunda da “denge” unsuruna dikkat ekmek gerekiyor.

M:A. – Dünyamızda yaşanan iklim değişikliklerinden ve hayatımızda meydana getireceği değişikliklerden söz eder misiniz?
T.T. – Eğer dikkatli ve titizlikle hazırlanacak bir önlemler paketi tüm dünyada göz ardı edilirse, geleceğimiz tehdid altındadır.
M.A. – Toprağın veriminin azalmasına da bizler sebebiyet veriyoruz. İnsanoğlu bu ve benzeri tahribattan vazgeçmez ise nelerle karşılaşır?
T.T. – Toprak; aşırı suni gübreleme, asit yağmurları ve erozyon ile, hayatiyetini günden güne kaybediyor. Toprak her yönden; nereden bakılırsa bakılsın aslında canlı bir varlıktır. Orman yangınları toprak altı ve üstündeki milyonlarca canlıyı bir anda yok ediyor. Toprak bizim “sadık yarimizdir”.
M.A. – Ozon tabakasının delinmesinden söz ediliyor. Nasıl deliniyor?


T.T. – Aslında halk arasında buna “delinme” deniyorsa da, bilimsel anlamda bir “incelme” var! Ozon gazı yerden 20-50 km yukarıda bulunan çok çok önemli bir kuşak. Güneşten gelen mor ötesi ışınların yeryüzüne inmesine müsaade etmiyor.
M.A. – Delinmenin sonuçları ne olur?
T.T. – Özellikle deri hastalıkları ile göz hastalıkları gibi bilinen veya bilinmeyen bazı olumsuzluklara sebebiyet verir.
M.A. – Kâinatın ‘Big Bang’ denilen olayla oluştuğu söyleniyor. Bu konuyu açar mısınız?

T.T. – Big Bang ya da dilimize çevrilen ifadesiyle “Büyük Patlama” ile madde, enerji ve zaman hiçlikten, yokluktan yaratılmıştır. Zaman da tıpkı madde gibi bu sıfır saniyenin alt dilimlerinde yaratılmıştır. Buna en açık tanımı ve tarifiyle yaratılma adı verilir. Oluşum, bozuşum gibi içi boş laf kalabalığına gerek yoktur. Bu konuda artık en küçük bir kuşku ve tereddüt yoktur. Big Bang kanıtlanmış delilleriyle en katı yürekleri bile dağlayan en gerçek ve yalın sonuçlarıyla 20.Yüzyılın en önemli ispatıdır! Bu gerçek, kalpleri iman nuru ile parlayan müminlerin tertemiz ruhlarını serinletmektedir.
M.A. – Darvin’in ‘Evrim Teorisi’ hakkında neler söyleyeceksiniz?
T.T. – Her nedense bizdeki bazı bilimciler evrime karşıt görüşte olan bilimcileri safsata yapmakla suçlamakta üstelik, “şarlatan, yobaz, gerici…” gibi sıfatlarla aşağılamaktadırlar. Bunların yabancı literatürlerden haberi bile yok! Evrim tezini destekleyenler olduğu gibi, bu tezi kabul etmeyen ve evrime karşı çıkan ve üstelik bu çıkışlarını bilimsel verilere ve delillere dayandıran çok sayıda batılı bilim insanları vardır.
Son olarak dünyanın dört bir köşesinden seçkin ve saygın bilim adamları, araştırıcılar, Evrim teorisine karşı çıktıklarını beyan eden bir bildiri yayınladılar. Bunların sayısı tam 400 adet. ABD’de, İngiltere’de, Rusya’da Kanada’da Macaristan’da Brezilya’da, Avusturya’da ve Avustralya’daki ünlü üniversitelerde görev yapan 400 araştırıcı profesör evrimin ortaya attığı sözde kanıtları yeterli bulmuyor ve bunları eleştiriyor.
Son olarak ABD’de “Darwin’in Kara Kutusu” adında bir biyokimya profesörünün kitabı çok satılan kitaplar arasına girdi. Bu kitap evrim tezini teker teker ele alıp bilimsel açıdan çürütüyor. (Bkz. Gooogle’de/ Akıllı Tasarım)
M.A. – Kâinatta her şey gerçek midir?


T.T. – Gerçek veya eski deyimiyle, mutlak hakikat, içinde bulunduğumuz bu Kâinatta yer almaz! Yaratılmış olan her nesne, “esfeli safilin” denilen aşağıların aşağısı olan bu dünyaya inmiş olduğuna göre, mutlak hakikatten söz edilemez. Mutlak hakikat sadece ve sadece Yaratıcı’nın vasfıdır. Belirli bir ömre sahip olması nedeniyle tüm yaratılanlar, fânidirler. Fâni sıfatı ile vasıflanmış bir nesnenin mutlak değil; izafi (göreli) olması kaçınılmazdır.
Nitekim ünlü sufiler, bu Kâinatı, “hayâl” olarak görürler. “Gölge” diyenler de vardır! Hepsi de doğrudur.

M.A. – Kâinatın en mükemmeli insan mı?
T.T. – İnsan, yaratıkların arasında en mükemmel ve en mükerremidir. Çünkü tüm esmaların tecellisine mazhar ve muhatap olmuş ve bu nedenle de “en şerefli” ünvana hak kazanmıştır. Ayrıca “Ahsen-i takvim” olarak ta en güzel yaratılmıştır. Bence insanın, diğer mahlûkların en şerefli konumunda olması, onun “irfaniyyet” konusunda üstün bir potansiyel güce sahip olmasındandır. Ne mutlu onlara!
M.A. – İnsanın kâinattaki yeri ve önemini açıklar mısınız?
T.T. – “Kainatı insan için insanı da kendim için yarattım” şerefli sözü sanırım bu soruyu en açık bir biçimde açıklayacaktır. “Ne varsa âlemde örneği var Ademde” sözü de Kâinatla insan arasındaki bağı vurgulayan çarpıcı bir ifadedir. Kâinatla insan iç içedir, yan yanadır. Her şey her şeyle ilgili, ilişkili ve ilintilidir. Üstelik her şey; her şeyle etkili, tepkili ve dengelidir de!
M.A. – Mükemmel yaratıldıysa sorumlulukları da var demektir, değil mi?
T.T. – Bu sorumluluğun başında hiç kuşkusuz Allah’a kul olmanın üstün fazileti ve mazhariyeti gelir. İnsanların Allah’a ibadet etmesini
Kur’an emrediyor. Bu ibadetten murad, herhalde Allah’ı bilmek, tanımak; Onun Peygamberini bilmek ve tanımaktan geçer.
Bunun aslı da “İrfaniyettir.” Allah’a ârif olmak, bilimin en son basamağıdır.

M.A. – İnsan doğar, büyür ve ölür. Kâinat da ‘Kıyâmet’ ile son bulacak ve zamanı bilinmiyor. Fakat Kıyâmet ile ilgili olarak bilinen şeyler var, değil mi?
T.T.- Bilim, Evrenimizin kapalı veya açık olması ihtimalinden birini seçmek için çok uğraş veriyor. “Kapalı” bir evren modeline göre, Evren gün gelecek genişlemesini durduracak ve kendi içine kapanacak! “Açık” Evren modelinde ise, genişleme sonsuz zaman sonrasına kadar devam edecek.
Bilimcilerin pek çoğu evrenimizin günün birinde kendi içine kapanacağını haber veriyor. İşte kıyamet budur. Bazı din bilginlerimiz kıyameti sadece dünya ve güneş boyutlarına indirgiyorlar; ancak, bence bu küçük ölçekte bir kıyamettir.
Başka bir anlatımla Dünya yok; Güneş ve gezegenler yok; lâkin Kâinat hâlâ devam etmekte!
Bu görüşe katılmıyorum. Kâinat tüm boyutları ile kıyameti yaşayacaktır!
M.A. – İnsan, hayatı boyunca bilgiye koşar. Bilmeye nereden başlamalı ki koşu saadetle sona ersin?
T.T. – Bu koşunun bir son durağı yoktur ki sona erelim. Sadece elden ele, nesilden nesile bilim süreli bir gelişim halinde olacaktır.
M.A. – Bütün bu gerçekleri olduran en büyük gerçek hakkında neler söyleyeceksiniz? Bir tek; ama tek bir Hakikat vardır: O da yüce Allah’ın Zâtı, Sıfatları ve isimleridir! Gerisi sadece ayrıntıdır!

T.T.: Taşkın Tuna Fizik Yüksek Mühendisi, Araştırmacı, Yazar

0 0 Oy
Yıldız
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Düşüncelerinize önem veriyoruz. Lütfen yorum yapın.x
()
x

Mustafa AYDIN