Mustafa AYDIN

MİLLİ EĞİTİMİN KIBLESİ

Eğitim nedir?
Eğitimin gayesi nedir?
Eğitim niçin önemlidir?
“Hiçbir anne ve baba, çocuğuna güzel bir terbiyeden daha iyi bir miras bırakamaz.”
HZ. MUHAMMED (SAV)
Terbiye, eğitim anlamına geldiği gibi Osmanlıca’da ise: “Allah’ın emirlerine itaat ederek ruhen ve bedenen yükselmeye ve yükseltmeye çalışmak. Kemale ermeğe, nizam ve emirleri dinlemeğe çalışmak. Allah rızası yolunda gitmeyi öğrenmek” anlamıyla daha geniş bir anlam yüklenmiştir.
Eğitim ise “ Eğitim bireye istenilen davranış biçiminin kazandırılması…” şeklinde ifade edilmektedir. Terbiye ve eğitim “yetişmiş insan gücü elde etmek için yapılan bir faaliyettir”, denilebilir.
Yetişmiş insan gücü için nasıl öğretileceği elbette önemlidir; ama belki de daha önemlisi ne öğretileceğidir.
Öyleyse, “Yetişmiş insan gücü” ne anlam ifade ediyor ve buna kim/kimler karar veriyor?
Sayın M. Eğitim Bakanı Ömer DİNÇER’i dikkatlice dinledim ama “Nasıl bir insan yetiştirmeliyiz?” sorusuna hiç dokunmadı. “Nasıl öğreteceğiz ?” konusunda duyulan kaygı “Ne öğreteceğiz?” konusunda neden duyulmuyor?
Aynı şeyleri 8 yıl öğreterek elde edemediğimiz iyi netice, 12 yıl aynı şeyleri öğreterek elde edilebilir mi sorusunu aklımıza getiriyor ve doğal olarak da bu durumdan endişe duyuyoruz. Öğretmen yetiştirme konusunda değişimden bahsediyor sayın bakan.

Milli Eğitimimiz 27 Aralık 1947’de imzalanan ve “Fulbright Antlaşması” olarak anılan ”Türkiye ve ABD Hükümetleri Arasında Eğitim Komisyonu Kurulması Hakkındaki Anlaşma’nın sonucu olarak ve Dünya Bankası fonları ile finanse edilip projelendirilerek geliştirilmektedir, zira anlaşma yürürlüktedir, uzmanlar görevdedir.
Sorarım sizlere Dünya Bankası tarafından finanse edilen proje nasıl milli olabilir? Burada iki durum insanın dikkatini çekiyor:
•“Nasıl bir insan?” isteniyor sorusu sorulmamış. (M. Akif ERSOY’un Asım’ın nesli ya da Tevfik Fikret’in “Haluk”u)
•Ya da milletten gizlenerek Ilımlı İslam Projesinin en önemli ayağı olarak Protestan Müslüman mı?
Eğitimin kazandırdıklarının faydası ne kadar süre ile sınırlıdır? Bu soruya cevap verilmeden sistem tartışmalarının faydası olamayacağı açıktır. Fayda sadece dünya hayatı olarak düşünülürse Ahiret yok sayılmıştır. Materyalizm/maddecilik ve Sekülerizm/dünyacılık, insanlığa huzur, barış ve saadet getirmemiştir/getiremeyecektir.
Çünkü fıtrata-yaratılışa aykırıdır. Daha açık ifadeyle insanî bir eğitim değildir. Bir insanın öğrenim hayatının büyük ve önemli bölümü sadece 50-100 yıl bir fayda için öngörülürken ebedi hayat için bir eğitim öngörülmemesi, onun yok sayılması büyük bir eksikliktir, ahiret hayatını yok saymaktır. Eğitimin içerisinden ahiret bilgisini çıkardığınızda sonucun felaket olacağı aşikârdır.
Sayın başbakan b i r konuşmasında “Dindar gençlik yetiştireceğiz.” demişti de sayın bakanı dinleyince “Hangi dinin gençliği !” anlatılmak isteniyor, pek anlayamadık.
Şöyle ki: Meşhur bir hikâyedir: “ Kilise çanın yanına şarap koymuşlar, buraya konan bir karga şaraptan doyasıya içince hem kilise haçına pislemiş, hem de sızıp kalmış oracıkta. Papaz çan çalmaya geldiğinde sarhoş kargayı görüyor ve eline alarak kendi kendine söylenmeye başlıyor:
-Ey karga, Eğer sen Müslüman olsaydın bu şaraptan içmezdin. Çünkü Müslümanlar içki içmezler. Eğer Hıristiyan olsaydın şu haça pislemezdin.
O halde sen kimsin? Hangi dindensin bre karga? ”
Bir yandan “Dindar gençlik yetiştireceğiz” denirken; öbür yandan hükümetin yayınladığı bir genelgeyle, “…cihad, hicret, mücahid, mümin, münafık, şehit, tevhid…” İslam’ın temel kavramları bile yasaklanırken hangi dinin dindarını yetiştireceksiniz, endişe duyuyoruz.
Burada farklı algılamalardan/yanılgılardan yararlanılarak göz boyayıcılığı yapılmakta, adeta Firavun’un sihirbazları gibi necip milleti mizin saf ve temiz duyguları istismar edilmektedir.
“Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersi buna neden olmaktadır. Anayasa ile zorunlu hale getirilen bu dersi halkımız dolayısı ile velilerimiz “İslam Dini öğretiliyor” diye algılamakta, devlet laiklik adına “Dinlere eşit mesafede durayım” diye, dinlerin bilgisinin verildiği bir kültür dersi olarak algılamakta ki Danıştay’ın kararı ile durum bu şekilde tespit edilmiştir. Öğrenci; derslerden bir ders ve diğer derslere tutumu gibi davranarak, diğer derslerden biri olarak algılamakta, Öğretmen ise; üç farklı şekilde algılayıp bunun neticesinde de üç farklı tutum sergileyebilmektedir.
Zira dini hayatın giderek zayıfladığı bir ülkede temel dini kavramlara da yasak koymak, insanları sadece dini evrenlerinde değil; genel olarak gündelik hayatlarında da lal (dilsiz), hafızasız, köksüz hale getirmenin başka yoludur.”
İslam bu şekilde zayıflatılırken “Dindar gençlik yetiştireceğiz” kafalarda soru işaretleri bırakmaktadır. Hazırlanan din dersi müfredatına göre “İslam” kavramının ancak 8’inci sınıfta öğretilecek kavramlar listesinde yer aldığı görülüyor.
Bu durum “İslam” kavramıyla ilgili bir eğitimin bulunmadığı anlamına geliyor. Diğer yandan “Budizm, Hıristiyanlık, Hinduizm ve Yahudilik” kavramlarının da 8’inci sınıfta öğretilecek kavramlar listesinde yer aldığını görüyoruz.
Burada amaç çocuklarımız tüm dinleri öğreneceklermiş, buna göre de din tercihini objektif olarak yapacaklarmış. Peki, din dersinin amacı
çocuklarımıza kendi dinlerini, yani İslam’ı öğretmek değil mi? Kaldı ki “Danıştay’ın verdiği bir kararla” din dersi diye bilinen dersin bir kültür dersi olduğu açıkça ortaya koyulmaktadır. Ve bu anlamda insanımıza sunulan bu dersin İslam’ı öğrenmeyeöğretmeye ve Müslüman bir birey yetiştirmeye yönelik olmadığı aşikârdır.
Yabancı dil dersinin 2. Sınıflarda okutulması uygun görülürken, (din kültürü dersi eğer İslam kastediliyorsa ki anlaşılır değil) 4. Sınıftan itibaren okutulması ne anlama gelmektedir: “İslam öğretimi yabancı dil öğretimi kadar bir anlam ifade etmemektedir” şeklinde algılanmaz mı? Yine bir konunun eksik ve yanlış öğretilmesi hiç öğretilmemesinden daha tehlikelidir. O nedenle yolun başında sadece iş yapılmak için değil doğrusunu yapmak ve kınayıcının kınamasına aldırmadan tam ve doğru işi doğru şekilde yaparak hareket etmek insanımıza ve tüm insanlığa fayda vereceğini ilgililerimize bir kere daha hatırlatmanın bir görev olduğuna inanıyoruz.
Kaynaklar:
*Osmanlıca Sözlük
**Türk Eğitim Sistemi S. 20 – Mustafa FIRAT
*** İkili Antlaşmaların İç Yüzü ve Amerikan Emperyalizmi ve CIA – Haydar TUNÇKANAT
**** http://arsiv.sabah.com.tr/2005/01/13/gnd106.html
***** Ali Bulaç, “Dinin dilini zayıflatmak” başlıklı 7 Mart 2005 tarihli Zaman gazetesinin 17. sayfasındaki yazısını şu paragrafla noktalıyordu: “Genelge kapsamında yasaklanan kelimeler, İslâmî literatürün belli başlı terimleri, yani anahtar kavramlar. Büyük bir
kısmı Kur’ân’da geçiyor. Dini hayatın giderek zayıfladığı bir ülkede temel dini kavramlara da yasak koymak, insanları sadece dini evrenlerinde değil, genel olarak gündelik hayatlarında da lal (dilsiz), hafızasız, köksüz hale getirmenin başka yoludur.”
****** http://m.posta.com.tr/NewsDetail.aspx?ArticleID=100464
… kitapların genel olarak mezheplerüstü yaklaşım esas alınarak hazırlandığının altını çizen Danıştay 8. Dairesi kararında, şu ifadelere yer verildi:
“Söz konusu karar sonucunda din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin yeni müfredatı ile din dersi niteliği taşımadığı, içerik olarak din kültürü ve ahlak bilgisi öğretimi olarak kabul edilmesi gerektiği açık olup…”

5 1 Oy
Yıldız
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Düşüncelerinize önem veriyoruz. Lütfen yorum yapın.x
()
x

Mustafa AYDIN